insanın hakikatten kaçması
hakikatin ne olduğunu bildiğinin mi göstergesi
bilmediğinin mi?
bilemedim!
insanın hakikatten kaçması
hakikatin ne olduğunu bildiğinin mi göstergesi
bilmediğinin mi?
bilemedim!
bugün ikindi namazına müteakip
bir dostu yolcu etmeye gitmişken
Murat Soydan'ın kabrinin önünden geçtim
O'na ve tüm gidenlerine okudum duamı yeşilçam'ın.
Kendi geçtiği yolları ve hikayesini unutanlar aynı yolları geçenleri ve hikayesini yazmaya çalışanları,
acımasızca eleştirmesi ne kadar ironiktir.
Uzun uzadıya yazmak istediklerim ve konuşmak istediklerim var gibi
sonra yorgunluğum geliyor zamanın kısalığı,
kısa ve net olsun cümlelerim..
hikayeleri severim hayal ürünü olanları lakin gerçek olanın dramatik şekilde hikayeleştirilmesine
ve uzun uzadıya anlatılmasına da tahammülüm yok
bir olayı durumu kişisel düşüncesini döndüre döndüre bir kaç kere anlatanlara tahammülsüzüm
Çok dinleyen ve hatta çok dert dinleyen biri olarak dolmuş taşmış sabrım sanırım bundan dolayı
kendimi kınamıyorum bizzat yeter bu kadar dert ve dertli diyorum.
niye bu kadar uzun sürdü kırgınlığım kime kırgınım?
devam etmesini tüm kalbimle istediğim duygularımın kalbimde dona kalmasına mı?
belki kısa sürede atlatamamın nedeni kendimi üzüntümü kırgınlığımı çok önemsemem ve yapışıp kalması
insanlar ne kayıplar veriyor canından can veriyor, benim bu ayrılığı bu kadar önemsemem ve bunca
vakittir atlatamam bir miktar kibir, varlığını bastırmaya çalıştığım egomdur belki, bunula da yüzleşmem
gereklidir, kim bilir..
öfkemin nedenini biliyorum
bu nedenden bile kaçıyorum..
biliyorum aslında konu benden bağımsız
yalnız düşüncelerimin muhatabına diyemediğimden olsa gerek
kendime yerli yersiz aptal demem..
"Birisinin hüngür hüngür ağlayarak kurduğu bir cümlenin, hiç kimsenin gönlüne değmemesi kadar canım yandı o gece. Sonra, gırtlağımda yüklemi olmayan bir cümle ile eve döndüm. İnsan aptal gibi hissedince eve döner hep."
Zihnim narkozda gibi duyuyorum görüyorum konuşuyorum da hepsinin farkında gibiyim lakin hiç bir şeyden mesul değilmiş gibiyim.
Az önce kendimi tutamadım neye ağladığımı bir nedenini tutturamadan hıçkırarak hem de bu da böyle bir gün olsun ömür hanemde biraz kırgın fakat kabullenmiş kendi yapabilirliğim dışımdaki her durumu ve insanların her halini..
Ne gören var ne bilen
Bir kokuyum büyülü
Yelle savrulup gelen
Ne diriyim ne ölü
Ne gören var ne bilen
Bir düş ya bir düşünce
Düğüm çözülür hemen
Elimi değdirince
Ne okuyup ne anlarsın
En iyi kafaların
Ne kolay yanılması
Ne Gören var ne bilen
Çıplak bir göğüs birden
İki gömlek arası
Evet arkadaşım, dostum, ablam bu gün on beş eylül,
sen bırakıp gideli bugün tam yirmi bir yıl olmuş halbuki bir kaç gün önce dinletmiştin konserden canlı arkadaş şarkısını o gün gibi aklımda kulağımda.
varlığınla gücüme güç katanımdın birlikte çok güzel günlerimizin olması teselli veriyor lakin boşluğu doldurmuyor..
şakasını yapardık zevzek zevzek, hızlı yaşa genç öl, cesedin güzel olsun! çok güzeldin uyuyor gibi..
eylülde en üşüdüğüm gün bugün..
sarı günlerden kahve rengi günlere geçerken sevdiğim mevsimdi sonbahar.
şimdi seviyor muyum, sahi neyi seviyordum ben?
üzüm buğulu eylülü mü ve hala seviyor muyum eylül denizini?
içimden hiç sevmek gelmiyor bu yıl, hala yorgun duygularım..
Dinginim yalnız dinlenmiş değilim henüz.
dünya ya yorulmak için gelmiş olabilir miyim?
Zihni mi kalbi mi mütemadiyen yorduğuma göre..
belki toprağa karışırken dinlenirim
hiç belli olmaz en güzel çiçeği ben yeşerteceğim diye gübremle bir gayrette de olabilirim..
Bazen yazdıklarımı geriye dönüp okuduğumda beni çok üzdüler diye mızmızlanan çocuk gibi hissediyorum.
İnsan olup, üzülmeyen çok azdır bu zamanda diyorum sonra.
Yine de çok yapmamaya çalışıyorum,
geri ile başlayan şeyleri sevmemeye başladım mesela..
geri dönüşleri
geri vitesleri
geri zekalılığı
tekrar etmemeye çabalıyorum...
Bundan sonra ayrılıkları hüzünleri değil sevinçleri mutlulukları büyütmek istiyorum. Yoruldum doktor , kalbim beynim tüm hislerim ve duygularım... Uyumak istiyorum mesela tüm yorgunluklar bastırınca uyuyamıyorum daha yorgun bir güne başlıyorum...
Uykusuz yollar gidiyorum, bakıyorum pencereden bilmediğim sokaklara, aşağıda kümelenmiş ışıktan ibaret köy mü, kasaba mı şehir mi adını bilmediğim yerlere sahi hangi ülke hangi toprak? rüyanın mı gerçeğin mi içinden geçiyor yollarım...
Yol insanı büyütür doktorcuğum bunu sen de biliyorsun lakin bir kere de ben demek istedim belki büyüdüğümü duymanı istedim...
sevgili künlük, kün de olmak demekmiş
olanları ve hissettiklerimiz naçizane aktardığımıza göre pekala künlük olabilirsin gönül koyma.
öz dilimde de gün ışığı ve güneş anlamında
hoş kendi lisanımdan başka bir lisan özentimde yok gerçi kendiliğinden çıktı bunlar bunlar var ya hep zihnimden saçma sapan çıkıveriyor. Bazen eğlendiriyor bazen baskın düşüncelerden kaçışım oluyor kelime oyunları..
Kaçmak çok mümkün olmasa da zihin oyalanması demek daha doğru olur..
iyi değil lakin kötü de diyemiyorum,
gençliğinden hayata yeni başlamışlığından ötürü izin konusunda çalışma koşulları konusunda tolerans gösterdiğim hep teşvik edici olduğum personelin kendi iş tanımında olan şeyleri yapmamak istemesi büyük bir hayal kırıklığı oldu. iş aktine son vermekten öte neden diye sorgulatıyor, yanlış olan nedir pek çok deyimle atasözüyle açıklanabilecek durum mu hasıl oldu? Bazı insanlara bazı şeyler ağır gelir ve taşıyamazlar nezaketi iyiliği bile ne acı..
düşüncelerimle müziklerin denk gelmelerini seviyorum
yine öküz oturmuştu yüreğime
kış kışlar, iş yoğunluğu toplantılar hatta işten akşam dokuz gibi çıkmak bile
zihnimde çakılı anıları bir milim bile kıpırdatmadı
sigara üstüne sigara..
bugünlerde doktor sigarayı fena arttırdım ayda bir paket, haftada bir oldu.
bilahare bir vakit bırakacağım ama bugünlerde canım hiç bırakmak istemiyor..
bıraktığım o kadar çok şey var ki
alışıncaya kadar nefes nefes eşlikçim..
yalnız değil bir başıma
memnun değil
lakin
şikayetçi hiç değil
karmaşadan kaostan
yalandan dolandan
yapaylıktan uzak
olabildiğince kendime yakın..
kendinden başka kimsesi yok kimsenin,
bunu her geçen gün daha iyi öğretiyor zaman..
bir insanı aydınlık, ışıklı gösteren yegane şey gülüşü
üstü başı kirli olsa da güneş gibi parlatıyor içten bir gülüş
göz kamaştırdığı da oluyor bazı bazı
güneş gözlüğü takmayınız gülen birine bakarken
o ışık huzmeleri ruhlara şifadır..
Sen rüyama geliyorsun
bomba patlama sesleriyle irkiliyorum
her yer toz bulutu savaş!
kalp ile beyin arasındaki savaşım hala devam ediyor mu?
bittiğini düşünürken...
Az önce tüm fotoğrafları, eşyaları attım ağlamam sanıyordum bunca zaman sonra yine çok ağladım.
Dün gece rüyamdaydın birlikte değildik seni görüyordum yakından sendin biliyordum ama yüzün yoktu. Uyandığımda sana olan duygularımın bittiğine yordum ve ondan cesaretle fotoğrafları ayıklama ve atma işine giriştim, tek ama senin çektiklerini bile attım.
Yine sarsıldım,
sahicimiydi hiç bilemeyeceğim bir önemi varmış gibi saçma bir merak işte!
insanın en iyi hali gübre olmalı
mezarlıklara baksana,
nasıl yeşil
var olmaya devam etmek için mi,
hala bu dünyadan kam alma gayreti mi?
bilinmez..
Niye böyle oldu ki
ağlarken buldum kendimi
ağladığıma hayret ederek ağladım..
gerisini hatırlamıyorum sızmışım uykusuzluktan..
günlerdir gördüğüm tuhaf rüyalar,
yorsa da direniyorum..
Bitişler çok üzücü kötü bir hal alsa da üzücü
Verilen onca sevgi, değer, emek, zaman..
Geçirilen güzel günler yalana dolana bulaşmamış olanlar..
Sahi insan bunca zaman yalan söyleyebilir mi?
Yalan söylemek sanıldığı kadar zeka işi değil bir seçim ve kişilik!
Benim kendime ve karşımdaki çocuk olsa dahi saygımdan tercih etmediğim bir şey onun iç huzursuzluğunu ilk söylediğim yalanda sevmemiştim 13-14 yaşımda pembe beyaz olanları istemeyerek ender kullansamda sevmedim bende ki duruşunu ve söyleyenlerden de uzaklaşmayı zamanla öğrendim.
Tekrar soruyorum insan sevdiğini söylediği kişiye onca zaman bunca yalanı nasıl söyler???
insanlar kendini bilmiyor doktor, rapor lazım aynı ehliyet almak için alınanlardan hatta daha detaylı.
hayatı yaşarken başkasının hayatını zindana çevirenler bir adada filan tutulmalı, kendi yaşamı ve
duygularından başka hiç bir şeyi düşünmeyenler başka bir adaya konmalı.
Tutarsızlar bir istasyonda bekletilmeli, olumlu hal alırsa ona göre konumlandırmalı mesela!
hepsi yorgunluktan en çok insanlardan yoruldum..
.
hiç anlaşılmadığını anladığın bir ilişkiden gittikten sonra,
acaba anladı da anlamazdan mı geldi? gibi saçma düşünceler yokladığında
def etmek gerekir!
bu acaba çok daha acımasızdır çünkü
içinde ne sevgi ne aşk ne de merhamet vardır..
bu kadar kanırtmaya gerek yoktur!
doğum günü dileklerin önemli
ne dilediğini unutma
bir gün hiç beklemediğin anda mucize gibi oluveriyor..
o an öyle düşünüyorsun
sonra en büyük sınavın oluyor
belleğine kazıyorsun acıta acıta...
nereden geldi aklıma bu haziran günü
teşhisi koymak
iyileşmeyi istemek
pozitif olmak
her zaman iyileştirmiyor doktor..
can kırıklarıyla dolu kalp,
muhtelif vakitlerde batırıyor kıymıklarını
kanatıyor, acıtıyor
gülerken bile,
içine içine akıtıyor..
yaşam böyle bir şey belki
çokta şey etmemek lazım
düşünmek, hissetmek
öylesine yaşayıp gitmek gerekli belki de..
dağılmak en küçük parçalarına kadar,
ayrılmak
çözülmeyi hızlandırır mı?
çatlaklarla atıl durmaktan iyidir belki,
karışmak toprağa denize..
ve yeniden hayat müjdesini verir toprak her yıl yaptığı gibi...
dün iyileşmiş sandığım
yokmuş gibi davrandığım
yarama baktım.
kanıyordu
darmadağınım..
o kanadıkça ben ağladım
ben ağladıkça o kanadı.
umarım,
iyileşmeden önceki son evrededir.
vardığın yerle övünürken geçtiği yolları unutmak, egonun galibiyeti olsa gerek
oysaki varılan yeri, kat edilen yolun, manzarası, çukuru, çamuru, ferahlığı,
soğuğu, güneşi, çiçeği, böceği değerli kılıyordu..
yalnızlık sevip umudunu yitirenlerin icadı
bu sebepten yalnızlık
çok incinenlerin sığınağı..
benim en korktuğum aldatılmaktı
senin korktuğun ise terk edilmek
birbirimize yaşattık acıta acıta
suçlamayacağım.
korkularım mı yaşattı bunu
ondan dolayı, bundan ötürü mü bilemeyeceğiz
bildiğimiz,
bittiğimiz...
Mevsim kayması sadece doğada mı oluyor insan ruhunun da mevsimlerinde kaymalar olabiliyor..
Her şeyin birbirine girdiği dün yaz iken bugün kara kışa uyanıyorsun tıpkı ruhum gibi belki ruhlardaki bu karmaşa da mevsimlerden ötürü, bir sebep bulmak gerekiyor bu bitmeyen melankoliye hüzne bir dayanak lazım. İşaret parmağını sallayarak aslında tüm suçlu sensin demek rahatlatır mı?
Bu yetişkinlik mi ergenlik mi, annemize şikayet ettiğinde tüm sıkıntılarımız bitiyor muydu?
Benim hafızamda böyle şikayetlerim yok, olmadı hiç!
Hiç sorumluluk almayan insana yetişkin diyemiyorsak, haddinden fazla sorumluluk alana da en yetişkin mi demek gerekiyor..
Halimden şikayetçi değilim lakin bazen bir isyan kaşıyor ruhumu..
Daha çok parçalanayım diye bu kadar yükseltmişsin,
Zerrelerime kadar dağılınca anladım.
mutlu musun?
o çekip gitme duygusu
eski neşesine bir türlü kavuşamayan kalbim
saçıp savurdu buraya gelene kadar
içindeki şarkıları şimdi gündelik hayatın sade gürültüsü,
kuru düzeni kuşatırken sessizliğimi ardına saklandığım
kelimeler kadar bir hayat.
ölmeden önce okunacak,
yazılacak bir kaç kitap.
M. MUNGAN
Üzücü nedenle de olsa 16 yıl aradan sonra memlekete gitmek ruhumda hiç ummadığım duyguları hissettirdi.
Sıla dedikleri bu olsa gerek bir zamanlar oynadığım bahçeli evler artık kalmasa bile ilk gittiğim okulumu görmek ve ilk öğretmenimin ruhuna dua okumak sanki yapılması gereken bir görevi yapmanın rahatlığını verdi.
İnsanlar uzak yakın akrabalar tanıdıkların tek sorusu anlaşmışçasına beni bildin mi? Bilinmek önemliydi bilemediklerime de gönül koymasınlar diye bildim dedim bile isteye. Nuri Bilge Ceylan filmleri gibi uzun sessiz monologlar ve İç Anadolunun o her şeyi kadere bağlayan kederli mutluluğun ne olduğunu unutmuş kavruk insanları hepsi bir birine benzeyen.
Çıplak dağlarında yürümeyi sevdiğim yaylalarına da yolum düşse dedim çocukluğumdaki gibi gece samanyolunu izlemek isterim. İyi geldi zaten yolculuk bana hep iyi gelir.
Yolunun hiç ayrılmasını dilemediğin biriyle yolunu ayırmak ve bir daha kesişmeyeceğini bilmek can yakıyor.
Haklı olmak bile acıyı hafifletmiyor..
ne acı bu kadar tükenmeseydi
ne uzun yıllar severdim ben seni
elimi kolumu bağlamasaydın!
saygı mühim,
insanın kendine saygısı en mühimi doktor
belki başkasının yüzüne has bel kader bakar da insan
kendi yüzüne bakacak yüzü olmalı.
Neden benim midem uzun zamandır bulanıyor diyordum,
ara ara gelen resif koku nereden diye bakınıyordum, hep yukarıya baktığımdan görememişim, boğazımıza kadar insanlığın çürümüşlüğünün kokusuymuş.
bir gün bu dünyayı istemesem de terk edeceğimi bilmek bilinciyle diretmemeye başladım
gürültüden, huzursuzluktan, negatiflikten, kavgadan, kibirden, sevgisizlikten, hissedince uzaklaşıyorum.
bunu öğrenmek çok zamanımı aldı.
yalnızlığın huzurunu seviyorum, aile, eş, dost, arkadaşın çoğu anlatma gayretinde dinleme zahmetleri yok
bunu fark edince hemen mesafe ayarını yapabiliyorum artık!
Eskiden kaçmanın hepsinin kötü bir şey olduğunu kaçanların korkak, güçsüz olduğunu sanırdım,
bazı kaçmaların güçlülerce yapıldığını biliyorum.
huzurun peşinde olanların yapabilecekleri güçlü eylemlerden birisi olduğunun idrakinde olmak hafifletiyor.
tesadüf bu şarkı çıkınca burada durmalı dedim..
tutsaklık, tutunmaktan türemiş olsa gerek şu an hiç araştırmadan yazıyorum.
özgürlüğün temel prensibi bırakmayı bilmek sanırım bıraktıkça özgür
tutundukça tutsak oluyoruz. Bu bazen bir kişi veya kişiler, bazen bir nesne!
neyi tutuyorsan o senin hükümdarın...
şimdi kendime tutundum, ne çok ihmal ettiğimi görünce içim ezildi biraz ama acımadım
idrak ne zaman kazanılmışsa öncesine vahlamamak gerek yoksa geriye bakarak yol gidilmez.
aralıkta alınan kararlar koca bir boşluk şimdi aydınlanma biraz biraz.
hafiflemiş hissetmek bu histen suçluluk duymamak güzel..
bu hava da gidilmez (Nazancığım her havada gidilir)
Benim mücadelem sanırım daha çok vasatlıklaydı
ortalama olanı sevmemek kibir değil ama bu vasatlığı fark ettiğim an uzaklaşmak çabasında oldum.
o nedenle ilk aklıma gelen ilk beğendiğimi herkes beğenir düşüncesiyle daha detaycı oldum sanırım,
bu çoğun insanı yorsa da sürüye dahil olmama ferahlığı veriyor insana..
yaşamlarımız ortalama bir ailede başlıyor ve katılıyorum ailenin bilinç ve vizyonu insanın geleceğini de
şekillendiriyor çoğunlukla..
Çocukken müze, konser, sergi görmüşle görmemişin gelişimi sanata bakış açısı bir olmuyor maalesef.
Sanat ise insanın ruh ve hayal dünyasını derinleştirip farklılaştırıyor ufkunu sonsuzluğa açıyor..
"Hızır gelip de ömrümün bir bölümünü tekrar yaşama fırsatını verse ben ilk yılları seçerim. Patlak ayakkabılarım, yarı aç midem, üşüten giysilerimle Cumhuriyet’in ilk yıllarını. Çünkü saygın bir ülkenin onurlu vatandaşlarıydık"